Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Hüküm -süzdür

DAVA

Bembeyaz bir toplantı odasında açıyorsun gözlerini.

Şöyle bir kısa seyirle bakınca, neredeyse erkek kadar kadın da yer almakta odada.

Çoğu güleç ve genelde herkes tek bir yöne, masanın başı sayılan yerde duran beyaz önlüklü temiz yüzlü adama bakıyorlar.

Baştaki adam anladı mı ne? Sana bakıyor sanki arada gözünün ucuyla.

Çok azı da kendi arasında bakışmakta; kadın erkeğe, erkek kadına.

Her geçen dakika sesler yaklaşıyor, tam anlayamasan da daha bir yüksek gene de.

Derdin kendine fazla, onları mı dinleyeceksin bir de.

Tüm bunlardan ayrılmak istediğinde, yanındaki kadın (eşin) sıkıyor elini biraz daha fazla.

Kaçmak istediğini anladığından değil, güven var sıkışında.

Gene de “keşke o önce olsaydı diyorsun” içinden, harcayabilirsin her an onu.

Çünkü senin tarafından gelen ses yaklaşmakta, o rahat.

Yüzüne bakıyorsun; gururlu yüzü, biraz yanlardan şişmiş gibi ama mutlu o.

Tabii mutlu olur, önce kendisi yok; sen varsın.

Derken sana sıra geldi sanırım.

Eşinden başını kaldırdığında diğerlerinin sana baktığını farkediyorsun.

Tekrarlanan bir cümle olduğunu, sesin kafandaki metronoma aynı şekilde denk gelmesinden anlıyorsun.

Az daha konsantre olsan ne dediğini anlayacaksın; sana diyor besbelli.

“Neler hissettiniz?”

Kibar olmaya çalışıyor, o kesin.

Az önce hissettiklerini anlatsan, hiç te iyi olmayacak.

Fakat beyaz önlüklü adam hala yumuşak bir ses tonuyla konuşmasına devam etmekte; yardımcı olmaya da çalışıyor sanki.

“İlk öğrendiğinde mesela, neler hissettin?”

Bir şey öğrenmişsin demek ki ve bu şu anda sorgulanıyor. İlk başta hepsi iyi polis olmalı. Bu ortam kişiler hepsi düzmece sanki. VR bu kadar ilerledi mi ya?

Bu kadar para harcanacak neyi biliyor olmalısın?

Evet, asıl soru bu.

Eşin elini biraz daha sıkıyor; “hadiii, söyle onaaa” der gibi bu kez.

Neyi söyleyeceğim?

Biliyor muyum ki?

Bilsem, söyler miyim? O ayrı konu.

Elim titriyor mu?

Dizim, evet.

Terledim mi? Hayır.

Sanırım beyaz adam tekrar konuşmaya başladı.

Aynı metronom vuruşu olsa da farklı kelimeler geliyor.

“Zor tabii, bir iki kelimeye sığdırmak”

Tabii zor; hele bilmiyorsan.

“Ne zaman karar verdiniz? Birlikte mi?”

Çok kötü bir şey yapmıştık kesin, tek değilim yani.

Peki neden tek sıkıntıda olan benim?

O niye?

Mutlu…

Gene o ses;

“Bebeğinizin ismi hakkında karar verdiniz mi?”

“Iııııılgar, Ilgar”

 

 

SUÇ MAHALLİ – 1

Suçlu, suç mahalline her zaman, en az bir kez olsun döner; sen her gece geliyorsun.

Yatacak mısın öylece? Ne yapmalısın ki?

Ona doğru dönsen rahatsız olur mu? Hep arkan dönük başlardın yatmaya oysa ki.

Dön hele, sarıl bakayım; güzelll.

Acaba kolun ağırlık yapıyor mu?

Ya bacağın, tabiii bacak olmaz.

İçerden bir tıkırtı mı geldi?

Bir bakayım, erkeğim ben, korkmam.

Korkmamalıyım.

Geçtim işte baaak.

Dönmüyorum da arkamı.

Bu camlar sağlam mı?

Kapı kilidine de bakmalı, çok pahalı bir şey değil nasılsa.

Horlamaya mı başladı?

Tedirgin miyim?

Sabah oldu mu?

Hımmm, demek sabah ezanını böyle söylüyormuş.

“Günaydın canım; erken kalkmazdın sen, hafta sonu çalışacak mısın?”

“Günaydın. Erken kalkayım dedim bugün. Eee rahat uyudun mu?”

“Yok ya hiç uyuyamadım. Sen?”

“Ooooo, bebekler gibi”

 

 

SUÇ MAHALLİ – 2

“Bu ne? Ne yapıyorsun sen?”

“Yemeeek”

“Aç camı, aspiratörü de”

“Patlıcan kızartma mı koktu?”

“Üfff, hem de nasıl, midem bulandı”

“Tamam canım, sen geç ben hallederim.”

“Kıtır ekmek?”

“Yok. Tuz orada mı?”

“Tadına baktın mı?”

“Baktııım.”

“Dikkat etmeliyiz (etmelisin kıvamında)”

“Tabi tabi”

“Acı? (acaba isteyecek mimsi)”

“Yok sağol”

“Buldum”

“Neyi?”

“Nasılsa uykuyla aram iyi.”

“Eeee”

“Sen yatınca yemek yaparım?”

“Yorulursun”

“Kim yapacak, sana koku ağır geliyor”

“Böğğğ, ne kokuyorsun sen?”

“Hiiiç. Uyumadın mı sen”

“Soğan, domates; bu kokuda yatılır mı?”

“Hadi ya. Ne yapayım başka”

“Tamam, tamam gel”

“Baktım da, sabahları uyanınca bisküvi yemek bulantıyı geçiriyormuş”

“İğrenç, yapmam ben”

“Bir denesen?”

“Sen dene”

“Olur”

“Şu yastıklardan alsak mı?”

“Olur canım”

“Ayyy çok şekeeer”

“Bu 2 yaş için”

“Olsuuun, elbet büyüyecek”

“Olur canım”

“Korkuyorum”

“Ne oldu?”

“Ya iyi bir anne/baba olamazsak”

“Oluruz elbet”

“Nereden biliyorsun?”

“Tahmin ediyorum, nereden bileyim?”

“Senin başka birinden çocuğun var mı?”

“Neee?”

“Bilemezsin”

“Bilirim”

“Olsa söyler miydin?”

“Oyyy oy”

“Sanırım geliyor”

“Emin misin?”

“Tabii ki değilim”

“Eee ne yapalım?”

“Bilmiyorum”

“Ben de ama emin olmalısın”

“Nasıl emin olayım, ilk kez hamileyim?”

“Doktor, olursun dedi, anne anlarmış”

“Doktor çok biliyor”

“Ne diyim ki”

“Bir şey söyle”

“Hem niye ağlıyorsun şimdi?”

“Bana bağırma!”

“Bağırmıyorum. Ne yapılır bilmiyorum, senin söylemen lazım”

“Beni anlamıyorsun…”

 

 

FORSA

Güm! Güm! Güm! Güm!

“Daha hızlııı!”

“İşe yaramaaaz, durmaaa”

Güm! Güm! Güm! Güm!

“Çeeeek!”

“Sen çekmezsen bu gemi yürümeyecek”

“Su”

“Ne?”

“Su verebilir misin canım?”

“Gün boyu çalışıyorum, akşam koşarak eve geliyorum, altını değiştir, emzir, üstünü değiştir, gece kalk”

Güm! Güm! Güm! Güm!

“Durmaaaaa!”

“Suyu hak etmiyorsun seeen!”

“Bu akşam çıkalım mı dışarı?”

“Ya çocuğumuz var, nasıl söylersin bunu”

“Peki”

Güm! Güm! Güm! Güm!

“Otur oturduğun yerde!”

“Benim çok uykum var”

“Tabiii, benim yok”

“Sen de yat”

“Bir sürü işim var, yatamam.”

“Ne var, yapalım?”

Güm! Güm! Güm! Güm!

“Kalk! Uyuşuk!”

“Kürek başınaaa!”

“Bu yatak artık küçük geliyor”

“Yatak birbuçuk metre”

“Yanlamasına küçük geliyor”

Güm! Güm! Güm! Güm!

“Bu gemi sen çekmezsen yürümeeez!”

 

 

HÜKÜM

Bunlar kah yaşadığımız kah duyduğumuz anıların esprili anlatılışı.

Analık çok çok özel.

Annelerin hakkı yenemez.

Herkesin kendine göre sıkıntıları var.

Tabii ki herkesin sıkıntısı kendine fazla.

Her zaman anlamak gerekmez, her zaman anlayamazsınız çünkü.

Kabul de edebilmeli insan…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir